Advert
BİR EKONOMİK KAYNAK OLARAK “SU”
İsmail BOZKURT

BİR EKONOMİK KAYNAK OLARAK “SU”

Reklam

Güncelliği dolayısıyla bu yazımın “su” konusunda olmasını tasarladım. Bu arada eski yazılarımı gözden geçirirken 19 Aralık 2009’da kaleme aldığım ve bu sayfada yayımlanan bir yazım gözüme çarptı: “BİR EKONOMİK KAYNAK OLARAK SU” başlıklı bu yazım 19 Aralık 2009’u izleyen birkaç gün içinde bu sayfada yayımlanmış olmalı! (Vatan kolleksiyonu elimin altında olmadığından tarihini hemen saptayamadım.)

Önce, günümüzdeki su tartışmalarına da ışık tutabileceğine inandığım bu yazımı paylaşayım. Ardından kısa da olsa söyleyeceklerim var.

Yaklaşık 6,5 yıl önce yazılan o yazım aynen şöyle idi:

BİR EKONOMİK KAYNAK OLARAK “SU”

Ekonomi, “kıt kaynakların” yönetimidir.

Kıt değil, sınırsız olan bir kaynak, ekonomiye konu olmaz.

Su, bu anlamda çarpıcı bir örnektir. Kendi yaşamımızda bile bunu yaşadık.

Benim ve kuşağımdakilerin, Türkiye’ye gittiğimizde en çok şaştığımız şey, suyun para ile satılması idi.

O güne kadar, suyun ekonomik bir değeri olduğunun ayırımında değildik. Olacağını da düşünemezdik.

Benim çocukluğumda su kuyudan sağlanıyordu. Suyun çeşmeden aktığını görmek için 1952 yılını beklememiz gerekti. O da köyün belirli noktalarına konan birkaç çeşmeden! (Biz şanslı idik. Çünkü çeşmelerden biri, rastgele sokak kapımızın yanında idi.)

Suyun evlere akması yıllar sonra oldu.

Sözün kısası, yaşamımızda bir “su süreci” var. Ve yaşadığımız bu sürece baktığımızda, gelinen aşamada su “kıt”laşarak ekonomik bir meta durumuna geldi. Artık para ödeyip su almayı yadırgamıyoruz.

PETROL SAVAŞLARI YERİNE SU SAVAŞLARI

Dünyamızın yaşadığı çevre sorunları, bu bağlamda kirlenme, küresel ısınma, iklim değişikliği (ve benzeri sorunlar), su gereksiniminin karşılanmasında da sorun yaratıyor.

Su, giderek “kıt”laşıp ekonomik bir meta haline geliyor.

O kadar ki, suyun giderek petrolden daha önemli duruma geleceği ve insanlığın, gelecekte “su savaşları” yaşayacağı öngörüleri yapılıyor.

Kimse de, petrolün dünyayı kana bulayan stratejik önemini yitirerek “petrol savaşlarının,” yerlerini “su savaşlarının” alacağı öngörülerini, “deli saçması” olarak nitelendirip sorunu ciddiye almamazlık etmiyor, edemiyor.

Yani dünyada birileri ve düşünce kuruluşları su konusunda kafa yoruyor, fikir üretiyor; öngörüler, stratejik hesaplar yapıyor; devletler de bunlara dayanarak politikalar üretiyor; önlemler alıyor.

Uluslararası hukukta su konusu yer bulmaya başladı bile!

BİZDEKİ “EVKAF’IN SU MESELESİ”

Bizdeki “evkafın su meselesi” deyimini bilmeyen yok sanırım.

Günlük konuşmalarımızda, “Arabın yalellisi”ne dönüşen ve sonuca ulaştırılmayan her hangi bir konu için bu deyim kullanılır.

Bu günkü “su” konusunda da aynı deyimi rahatça kullanabileğimizi düşünüyorum. 

            Ne yazık ki küçük bir toprak parçası üzerinde, küçük bir halk olarak neredeyse hiçbir temel sorunumuzu çözemedik.

            Her şey sorun!

            Avucumuzdaki sorunlar yumağı ile (çocuğun elindeki bir oyuncakla oynaması gibi) oynuyor; o yumağı oluşturan sorunları kesin çözüme ulaştıracak adımları bir türlü atamıyoruz.

            Vamık Volkan’ın sözünü ettiği toplumsal istencimizdeki bulanıklık, sorunların çözümsüzlüğünde de sırıtıyor.

Su sorunu da öyle!

Ümitlerimiz, yaklaşık 30 yıldır Türkiye’den gelecek suya bağladık. (1985-86 yıllarındaki UBP-TKP ortaklık hükümetinde de bu işler gündeme gelmiş, ben Londra’da bu konuda bazı temaslar yapmıştım.)

Tankerle su taşıması yapılacaktı, olmadı. Balonla su getirilmeye başlandı, başarılamadı. Borularla Anadolu’dan su getirilecekti, olmadı.

Son zamanlarda bu konuda bazı ciddi adılar atıldı, ya da atılıyor gibi!

Yine de sonuçta “evkafın su meselesi,” biçim değiştirerek sürüyor.

ÇÖZÜM YOLLARI

                Bazı ülkelerde su henüz “kıt”laşmadı. Dolayısı ile sorun henüz daha tam olarak “evrenselleşmedi.”

                Yine de dünya, soruna çare aramakla meşgul!

Belki de bir gün su, üretilen bir meta olacak! Ama o güne kadar bir şeyler yapmak gerekli!

Bu günün koşullarında, denize akıp giden suyun engellenmesi, deniz suyunun arıtılması gibi önlemlere başvuruluyor.

En ilginci, bazı bilim adamlarının, insan sidiğinin kullanım suyuna dönüştürülmesini önermesidir. Anımsadığım kadarı ile yılda 75 milyar ton su demekmiş insan sidiği! İsrail’in yıllardır bunu uyguladığı biliniyor.

Elbette ki suyun çağdaş sevki idare (yani yönetim) ve işletmecilik yöntemleri çerçevesinde,  akılcı, verimli ve ekonomik kullanımı; kullanımında “tasarruf”a dikkat edilmesi de çok önemlidir.  

Ya biz ne yapıyoruz?

Deniz suyundan damıtma yapılmaya başlandı. Bir de Anadolu’dan su getirme ümidindeyiz.

Ya akıp gide sular? Susuzluktan grak grak ettiğimiz bu ülkede yağmur sularının akıp gitmesini duyarsızca seyretmemiz akıl kârı mı?

İnsan sidiğinin kullanım suyuna dönüştürülmesini tartışma ortamı bile yok!

Suyun çağdaş sevki idare (yani yönetim) ve işletmecilik yöntemleri çerçevesinde,  akılcı, verimli ve ekonomik kullanımı; kullanımında “tasarruf”a dikkat edilmesi konusunda ise, sınıfta kaldığımızı rahatça söyleyebilirim.

AKIP GİDEN YAĞMUR SULARI

Kim ne derse desin, yağmur sularının akıp gitmemesi konusunda hem Devlet olarak, hem de kişiler bazında bile alınacak önlemler vardır.

Girne’de, kendisine ilginç, işlevsel, yağmur sularını depolama düzenekli evi olan bir Alman tanıdık var.

Kurduğu düzenek, evin çatısından, her damla yağmur suyunu depoya boşaltıyor. Ayrıca, evinin önünde yaptığı bir kanalla, yağmur sularını da depoya taşıyor. Depo 40 tonluk!

Bu düzenekle susuzluk çekmiyor. Üstelik bir dönüme yakın arazisi ile ağaçlarını da suluyor.

Bu örnekte görüldüğü gibi, Devlet’in; bir yandan belirli yükseklikteki binalara sığınak yapma, (olan yerlerde) kanalizasyona uygun tesisat zorunluluğu koyması gibi; çatıya düşen yağmur suyunu depolayacak sistem kurma zorunluluğu getirmesinin; diğer yandan tek damla yağmur suyunun denize akmaması için altyapı yaratmasının yararını ve su sorununa getireceği katkıyı düşünebiliyor musunuz?

SU DAĞITIM SİSTEMİ FELÂKET

Yinelemek olacak ama olsun: Yukarıda da değindiğim gibi, suyun akılcı ve verimli yönetimi ile kullanımında “tasarruf”a dikkat edilmesi konusunda sınıfta kaldık. Ülkede dengeli ve adil bir su dağıtım sistemi bile kuramadık. Kurma bir yana, konu üzerinde düşünmedik bile!

Hiçbir siyasal partinin, bu konuda politika üretmemesi, bunun kanıtıdır.

Oysa gelinen aşamada, suyun elektrikten farkı yok!

Elektrik nasıl tek elden üretilmese bile tek elden dağıtılıyor, su da tek elden üretilmese bile dağıtımı tek elden olmalı!

Oysa bizdeki su dağıtım sistemi öyle değil!

Ve bugünkü haliyle kesinlikle ekonomik de değil! Çağdaş sevki idare (yani yönetim) ve işletmecilik yöntem ve kuralları ile zerre kadar ilgisi yok!

Üstelik ülke koşularına uygunsuz, basit ve verimsiz!

Fi tarihinden kalma, İngiliz Sömürge Yönetimi’nin “faydacı” zihniyetini yansıtıyor. Her belde, her köy suyunu bulma ve dağıtım ağını kurma zorunda!

“Her koyun kendi bacağından asılır” yani!

Tanrı aşkına, bu çağda olacak iş midir bu?

SON OLARAK

Her şeyden önce konunun ciddiyetle ele alınıp tartışılması, incelenmesi ve politikalar üretilmesi gerekir.

Belki de işe dağıtım sistemi ile başlamak en iyisi! Hazır Anadolu’da su getirme söz konusu iken!

Tüm su kaynaklarının, birleştirilmiş tek veya (eğer coğrafyaya zorlarsa) birkaç elde toplanması; tek elden veya (eğer coğrafya zorlarsa) birkaç elden dağıtımı konusu iyice incelenmeli!

Beldeler ve köyler, tek başlarına su arama, bulma, dağıtma zorunluluğundan kurtarılmalı!

Su hizmetinde standart hizmet ve eşitlik sağlanmalı!

(Geçilecek yeni sistemde devletin ve belediyelerin yerlerinin ne olacağı bambaşka ve ayrı bir konudur.)

Eğer Anadolu’dan su gelmeden bu yapılmazsa, göreceksiniz, inanılmaz eşitsiz bir dağıtım olacak ve tartışmalar asla bitmeyecek!

EK OLARAK

Yaklaşık 6,5 yıl önce kaleme aldığım yazı bu kadar!

Ne dersiniz? Yaklaşık 6,5 yıl sonra, Anadolu suyu baraja akıp durur ama hala daha biz bu suyun çeşmelerimize nasıl akacağını tartışılıp dururken, bir adım bile olsa ileriye gitmiş miyiz? Yoksa bu süre, daha öncekiler gibi boşu boşuna harcanmış mıdır?

Bunun yanıtı ile yorumunu size bırakıyorum.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Dolar ne kadar? Euro ne kadar?
Dolar ne kadar? Euro ne kadar?
20 kişiyi yaraladı…
20 kişiyi yaraladı…