Advert
BİR ADSIZ KAHRAMAN DAHA GÖÇTÜ:  MUSTAFA DEMİREL
İsmail BOZKURT

BİR ADSIZ KAHRAMAN DAHA GÖÇTÜ: MUSTAFA DEMİREL

Reklam

Kıbrıs Türkleri’nin “Toplumsal Varoluş” ya da “ulusal” savaşımında çok sayıda adsız kahraman vardır. Efsanevi denebilecek bir savaşım veren bu adsız kahramanlar, sessiz sedasız bu dünyadan bir bir göçüp gidiyorlar

Çoğu kez sırlarını birlikte götürerek!

Yaptıklarını, yaşadıklarını çocuklarına bile anlatmadan!

Mustafa Demirel de bunlardan biri! Gerçi içimden ona “adsız kahraman” demek gelmiyor ama toplumsal belleğimiz o kadar zayıf ve vefa duygusunu o kadar unutmuşuz ki böyle kahramanları bilmiyor ya da bilmezlikten geliyoruz.

O da bu dünyadan göçüp gitti.  

İLK DİRENİŞÇİLERDEN BİRİ

        1 Nisan 1955, bu toprakları fiilen karanlık günlere, çatışmaya, savaşa, göçlere, toplu kıyımlara; sıcak çatışma ortamına, terör ve savaşa götüren gündür. 1952 yılında, Enosis’i gerçekleştirmek amacıyla Atina’da kurulan EOKA  (Etniki Organosis Kibreon Agoniston / Ulusal Kıbrıs Savaşçıları Örgütü), o 1 Nisan 1955 günü ilk silâhlı terör eylemlerine başlamıştı.

Önce İngiliz Sömürge Yönetimi ve kendi “iç düşmanlarına/hainlere” (Rumlar’dan EOKA ile işbirliği yapmayan ve/veya sol görüşlülere/komünistlere)  yönelmiş gibi görünen silahlı terör eylemleri, giderek Kıbrıs Türkleri’ni de hedef almaya başladı.

Kıbrıs Türkleri, silahlı saldırılara karşı, başlangıçta hazırlıksız ve örgütsüzdü. İngiliz Sömürge Yönetimi’nin, Kıbrıs Türkleri’ni koruma, onların güvenliğini sağlama “gailesi” yoktu. Bu durum ve EOKA saldırganlığının yarattığı, giderek ciddileşen yok olma tehlikesi, Kıbrıs Türkü’nün toplumsal savunma güdüsü ile ulusal bilincini harekete geçirerek, varlığını korumaya yönelik direniş arayışlarına yönlendirdi. Bu arayışların ve korunma refleksinin ürünü olarak, birçok kasaba ve köyde kendiliğinden, çoğu isimsiz ve birbirinden habersiz direniş grupları oluştu. Bu direniş gruplarının genellikle adı bile yoktu. Mustafa (Demirel) bu ilk direniş grupları içinde yer aldı.  

            Süreç içinde, Kıbrıs Türkleri’nin öz dinamiklerinin ortaya çıkardığı bu dağınık direniş gruplarını bir çatı altında toplamaya yönelik bir yapılanma olarak, Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) gün ışığına çıkınca Mustafa orada da yerini aldı. 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulup da ortak ordu oluşturulmaya başlanınca Mustafa, astsubay olarak o orduda profesyonel asker oldu. 21 Aralık 1963’te Akritas Planı yürürlüğe girince, bu kez TMT saflarında direnişe katıldı ve Boğaz (Girne Boğazı) bölgesinde mücahit oldu.

            Bu dönemde köyü Ötüken/Mennoya’da olan ailesini aylarca görmedi. 1964 Nisanı’nda, adaya gelen göreceli dinginlik ortamında, her türlü tehlikeyi göze alarak ailesiyle görüşmek için köyüne gitti ancak 23 Nisan 1964’te Rumlar bölgedeki Boğaziçi/Aytotro köyüne saldırdı. 5 gün 5 gece (23 – 27 Nisan 1964) süren bu saldırı gerginliği tırmandırınca Mustafa geriye, Boğazdaki görev yerine dönemedi.

            İyi ki de dönemedi.

GEÇİTKALE/KÖFÜNYE’DE BİRLİKTE GÖREV YAPTIK

            21 Aralık 1963 saldırısı başladığında ben de Lefkoşa’da TMT saflarındaydım. Ancak 27 Şubat 1964’te gönüllü olarak köyüm Boğaziçi/Aytotro’ya gitmiş ve bölge merkezi Geçitkale/Köfünye’de, komutan olarak göreve başlamıştım. Sözünü ettiğim 23 – 27 Nisan 1964 direnişinde de oradaydım.

            O saldırıdan sonra, bölgede eğitimli bir askeri birlik oluşturmanın gerekliliğine inanarak bunun çalışmasını başlatmıştım. Mustafa’nın görev yerine dönemeyip zorunlu olarak bölgede kalması, benim için bulunmaz bir nimet oldu. Onu bu üniformalı birliğin başına getirdim. Kısa sürede yaklaşık 30 genç mücahidi eğitti ve askeri bir birliğe dönüştürdü. Ardından tüm mücahitler, grup grup eğitildi. Eğitim, giderek diğer bölgelerden gelenlere yaygınlaştırıldı.

            Bölgede askeri düzene geçtikten sonra Mustafa, bir dönem de Boğaziçi/Aytotro Bölük Komutanlığı yaptı.  Daha sonra da Alaniçi/Klavya’da görevlendirildi. 

            15 Kasım 1967’de, Kıbrıs, Türk, Yunan, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarihlerinin en önemli, tarihin seyrini değiştiren olaylarından biri gerçekleşti. Rum – Yunan kuvvetleri çok büyük kuvvetlerle, bizzat Grivas komutasında Geçitkale/Köfünye ve Boğaziçi/Aytotro köylerine saldırdılar. Mustafa, derhal oraya takviye olarak gelmek için gönüllü oldu ve emrine verilen bir manga mücahitle yola düşerek, çok zorlu bir yolculuğa çıktı.

            Ne yazık ki bölgeye ulaştığında iki köy de düşmüştü. Çaresiz geri döndü.

            Mustafa 1974’e kadar ve ondan sonra da askerlik görevini sürdürdü.

SAĞLAM KİŞİLİKLİ VE LİDER

            Mustafa, komutanlık ve liderlik meziyetlerine sahip, yürekli ve sağlam bir kişiliğe sahipti. Güçlü görev duygusuna ve insiyatif kullanıp anında gerekeni yapacak özgüvene sahip bir kişiliği vardı. Bu özelliklerini kanıtlayan çok olay var ama birini hiç unutmadım.

            BM Barış Gücü’ne asla güvenilmezdi. Birçok BG askerinin bize bilgi, malzeme, transfer hizmeti, hatta silah ve mermi sağladığının canlı tanığıyım. Gönüllü, insancıl duygularla da bunu yapanlar vardı ama daha çok da para karşılığında yapıyorlardı bunu! Bize bunu yapan BG askerlerinin, bizden çok fazla parasal güce dayanan Rumlar’a da “çalışması” kadar doğal bir şey yoktu. Bunun da canlı tanığıyım.

            Duyduğumuz güvensizlikten dolayı Geçitkale/Köfünye İle Boğaziçi/Aytotro Türk Mahallesi arasındaki bölgeye BM Barış Gücü’nün girmesine izin vermiyorduk ve bunu onlarla çatışmaya girmeden, olabildiğince diplomatik olarak yapmaya çalışıyorduk.

            Bir gün bir BG jipi bu bölgeye dalıverdi. Mustafa o sırada kurduğumuz askeri birliğin komutanı olarak bölgede idi. BG’nin bölgemize geldiği haberi gelir gelmez, atına atladığı gibi yıldırım hızıyla gidip jipin önüne dikildi. Jip sağa sola kaçışlarla yoluna devam etmek istedi ama Mustafa atıyla, yaptıkları her hareketin önüne dikildi. Bunu yaparken ağzından tek söz çıkmadı. BG ile tartışmaya girmedi.

            Bugün bu olay basit gibi görünür ama Mustafa’nın insiyatif kullanıp anında olaya müdahale etmesi ve işin büyümeden kapanmasını sağlaması, sağlam liderlik özelliğinin sonucuydu. Eğer bu insiyatifi kullanmasaydı BG bölgemize girecek ve çok tatsız olaylar yaşayabilecektik. (Nitekim daha sonra bölgede BG ile çok ciddi sorunlar yaşanacaktı.)   

SONUÇ OLARAK

            Çok sık değilse de zaman zaman onunla görüşürdük. Bu görüşmelerimiz, genellikle ortak dostumuz, başka bir adsız kahraman olan Turgut Sunalp’la birlikte olurdu. Turgut’u kaybettikten sonra maalesef çok az görüştük. Hasta yatağında onu iki kez görebildim.

            Onunla ve Turgut’la, bölgede yaşadıklarımızı çok kez konuşup belleğimizi tazeledik. Buna özellikle benim, anılarımı yazma bakımından gereksinimim vardı. Nitekim yakında çıkacak anılarımda bu sohbetlerden çok yararlandım.

            Mustafa ile “sonra konuşuruz” dediğimiz bir konu vardı. TMT öncesi örgütlenme konusu! Başka bir deyişle ilk direniş grupları!

            Hiç denecek kadar az bilinen ve yazılmayan bir tarihi dönemdir o!

            Anılarımı tamamladıktan sonra o konuya eğilmek düşüncem vardı ve bu konuda, canlı tanık olarak Mustafa’dan çok bilgi alacaktım.

            Ne yazık ki bunu yapamadan onu kaybettik ve o da o günler için anlatabileceklerini birlikte götürdü.

            Ailesine, yakınlarına ve arkadaşlarına sabır dilerim.   

            Allah rahmet eylesin.

            Işıklar içinde yatsın.

            Yattığı yer cennet olsun.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Ergun Oğuz     0000-00-00 Ben de Mustafa dayı ile rahmetli Denktaş beye olan sevgi ve bağımızdan dolayı DP saflarında (Ötüken örgüt başkanı idi) toplantılar ve kurultaylarda aynı yolda yürüyorduk. Allah Rahmet eylesin mekanı cennet olsun. Rahmetli kendini hep o eski yaşı ve ruhu ile genç görüyordu. Ruhu hep genç ve enerjik idi.
Gönül ayan     0000-00-00 Başınız sağ olsun. Mekanı cennet olsun
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ayşen Gruda hayatını kaybetti
Ayşen Gruda hayatını kaybetti
Lefkoşa Surları bakıma alınıyor
Lefkoşa Surları bakıma alınıyor