banner2

15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİNİN KIBRIS YANSIMALARI

Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin Kıbrıs’a, özellikle de Kıbrıslı Türkler’e  yansımaları olmayacağını sanmak, yalnızca hayal olurdu. 

Olan ya da olası başka yansımalar üzerine tek tek duracak değilim, ancak yansımaların krize ya da krizlere dönüşmemesi konusunda, tek başına değil ama büyük oranda KKTC Hükümeti’ne büyük iş düştüğünü belirtmem gerekir.

Ben bu yansımaların en önemlisine, Kıbrıs sorununa yansımalarına değineceğim.

15 TEMMUZ, RUMLAR’IN “KAÇIRILMIŞ FIRSATI” MI?

Bir eski Rum milletvekilinin konu ile ilgili sözlerinin abartıldığını ve sadece densizlik söz konusu olduğunu vurgulayarak söylediklerini önemsetmeme çabasında olanlar var.

Bu eski Rum milletvekili, darbe girişimini fırsat bilerek bize saldırmaları ve (kendi ifadesine göre 43 000 kişilik) Türk Barış Kuvvetleri’ni “esir” almaları gerektiği, bunu yapmadıkları için “fırsat kaçırıldığı” yönündeki beyanından söz ediyorum ve söylenenleri önemsizleştirme çabalarına karşın, bunun darbe girişiminin en önemli yansımalarından biri olduğunu düşünüyorum.

Bu sayın eski Rum milletvekili bunu söyleyerek Türk Barış Kuvvetleri’yle KKTC Güvenlik Kuvvetleri’nin, Kıbrıs deyişiyle “gonnara toplayacağını;” Kıbrıs Türk Halkı’nın hiç direniş göstermeyeceğini sanmış ya da hayalini kurmuş olması işin rengi ile özünü değiştirmez.

Dahası Rum lider Anastasiadis de,(benim ilk kez duyduğum) bir strateji oluşumunu toplayarak konuyu değerlendirmiş. Bunu doğal karşılıyorum, ayrıca olasılıklar değerlendirilirken eski milletvekilinin görüşleri doğrultusunda da değerlendirme yapıldığından eminim. Eğer bu yapılmamışsa, söz konusu oluşumun “strateji” konusunda çok amatör olduğunu söyleyebilirim ki öyle olmadığından da eminim.Üstelik Türk tarafında da saldırı olur mu konusunun değerlendirildiğini ve önlemler aldığını da biliyorum.

Hem, bu ilk değil ki! Perde gerisinde yaşananlar bir yana, Papadopulos da Rum Başkanı seçilince silahlıkuvvetlerinin komutanını çağırarak Rum tanklarının ne kadar zamanda Girne’ye gireceğini sormadı mı?

RUM HALKI’NDAKİ OLUMSUZ POTANSİYEL DİNAMİKLER

Demek istediğim, Rum eski milletvekilinin kafasından geçenlerin, bizim için, değil şimdi, olası çözüm sonrasında bile potansiyel risk olduğudur.Değil bu günkü ortamda, olası federal çözümden sonra bile Rum Halkı’nda, Kıbrıs Türk Halkı’nı her yönden (statü, kimlik, ekonomi, kültür ve saire) eritme ve erozyona uğratma amacından sapmayacak güçlü dinamiklerin; potansiyel olarak bu amaç doğrultusunda çalışacak Ortodoks Kilisesi, ELAM gibi ırkçı kurumların ve eski EOKA’cıların varlığı ortadadır. Bu dinamiklerin,“fırsat”ı yakaladıkları anda tepemize binme olasılığı, her zaman, en azından birkaç kuşak daha var olacaktır. Kaldı ki “fırsat” yakalamaları da gerekmez, istedikleri  “fırsat”ı yaratırlar.Ve ortaya çıkan ya da yarattıkları fırsatla, kurgu film senaryosuna benzer biçimde, iyi planlanmış bir darbeyle,”mümkün olan en kısa zamanda, ‘dışarıdan müdahalenin mümkün, muhtemel ya da yerinde görülmesine fırsat bırakmadan, birkaç saat içinde” federal ortaklığı yıkıp emellerine kavuşma denemesi yapabilirler.

Kıbrıs Türk Halkı’nın böyle bir darbeye direneceği ve  “gonnara toplamayacağı”  başka bir konudur ve işin rengi ile özünü değiştirmez.

21 Aralık 1063’te yapılan neydi dersiniz?  Dünya çapındaki bilim insanımız Vamık Volkan’ın  “‘Akritas Planı’ denen cinai bir tasarı hayata geçirildi. Plan, mümkün olan en kısa zamanda, ‘dışarıdan müdahalenin mümkün, muhtemel ya da yerinde görülmesine fırsat bırakmadan, bir iki gün içinde’ Kıbrıslı Türklerden gelecek her türlü direnişi bastırarak ortaklık hükümetini yıkmak”biçiminde anlattığı 21 Aralık 1063 Akritas Planı, özde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sahip olmayı amaçlayan bir darbeden başka şey değildi. Tüm dünyanın, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörü İngiltere’nin bile ses çıkarmadığı bir darbe!

Artık “AB’de öyle şey olmaz” denecek biliyorum. AB’de şiddet de olmaz denirdi ama gördük ve görüyoruz yaşananları!

AB darbe sonucunu tanımaz da denebilir ki gülerim buna! Çıkarlar vegrekofillik söz konusu olduğunda nasıl körleştiklerini çok gördük. AB’nin ve üyelerinin, çıkarları söz konusu olduğunda Avrupai değerlerini nasıl bir yana bıraktıklarını da görüyoruz sıkça!

Yani ve kısaca, uluslararası ilişkiler, saptanmış normlara, hakka hukuka, etik değerlere göre değil, çıkarlara göre biçimlenir. Zamanımızda ya da olası federal Kıbrıs’ta olası bir bizi bertaraf etme darbesine, hele bir de kansız olursa ve çıkarları öyle gerektiriyorsa, ABD’nin de, İngiltere’nin de, AB’nin de çıkarları gereği sessiz kalması çok büyük olasılıktır.

Uzaydan dünyayı neredeyse santimine kadar kontrol eden ve dünyayı gözetleyip dinleyen ABD,15 Temmuz darbe girişimini bal gibi önceden biliyordu. Adadaki üsleri ve Trodos’taki tesisleriyle tüm Ortadoğu coğrafyasını izleyip dinleyen İngiltere de bal gibi biliyordu darbe girişimini! O zaman bağlaşıkları Türkiye’yi neden uyarmadılar dersiniz?

Darbe girişimini bilmediklerini/tahmin etmediklerini kabullenmek, ABD’nin milyarca dolar harcadığı düzeneklerin ve İngiliz üslerinin işe yaramadıklarını kabul etmek anlamında değil mi?  

Bu söylediklerimi felaket dellâllığı olarak niteleyenler de olacaktır kuşkusuz. Olabilir ama bu uluslararası ilişkiler, yüzyıllarca önce öyleydi. Zamanımızda öyledir. Büyük olasılıkla daha çok uzun zaman da öyle olacaktır. 

VE SON OLARAK

Konu, anlattığım boyutu ile değerlendirildiğinde, 15 Temmuz girişimini fırsat bilerek Rumlar’ın Türkiye’nin garantisini yeniden dillerine dolamaları bizi daha çok işkillendiriyor.

Hep vurguladığımız gibi, biz bu Ada’daki toplumsal varlığımız yok edilmek istendi ve eğer bu istek gerçekleşememişse, bunu engelleyen yalnızca iki etken var:

Bir: Kıbrıslı Türkler olarak biz bu adada yıllarca direndik, direnebildik. Bu direniş kendi öz dinamiklerimizden kaynaklanıyordu ve bizi Anavatan bildiğimiz Türkiye dışında destekleyen yoktu. İngiltere’si, ABD’si, Avrupa’sı, Rusyası’ylatüm dünya bizim yok edilişimizi seyretti. Çıkarları öyleydi çünkü!

İki:Rum tarafında, ENOSİS’i zamana yaymak isteyen Makarios ile hemen Enosis isteyen Yunan cuntası arasındaki sürtüşme Makarios’a karşı darbeye dönüşünce Türkiye garantörlük hakkını kullanabildi. 

Rumlar dozunu artırdıkları garantörlük karşıtı söylemleriyle açıkça softa şaşırtması yapıyorlar. Karnımız böylesi softa şaşırtmalarına toktur.Bizim bu Ada’daki toplumsal varlığımızın yok edilmesini önleyen iki etkenden biri olan Türk garantisinin olmayacağı federal bir ortaklığı hayal bile edemeyiz.

Halk olarak intihar etmeye niyetimiz yok bizim!

YORUM EKLE

banner12

banner1