Atan, hayat pahalılığı karşısında ücretlerin hızla eridiğini, çalışanların ve emeklilerin gelirlerinin artık temel ihtiyaçları dahi karşılamakta yetersiz kaldığını vurguladı.
“Bugün mesele insanların daha az tasarruf yapması değildir. İnsanlar zaten tasarruf edecek bir noktayı çoktan geçti. Mesele; mutfağa ne alınacağına, hangi faturanın erteleneceğine, çocuğun hangi ihtiyacından vazgeçileceğine karar vermek zorunda bırakılan binlerce ailedir” diyen Atan, ekonomik tablonun artık bir geçim krizine dönüştüğünü kaydetti.
“259 BİN TL’LİK GEÇİM MALİYETİNİ HANGİ EMEKÇİ KARŞILAYABİLİR?”
Dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı beslenebilmesi için aylık yaklaşık 48 bin TL’ye ihtiyaç duyduğunu belirten Atan, barınma, ulaşım, sağlık, eğitim, elektrik, akaryakıt, haberleşme ve diğer temel ihtiyaçlar eklendiğinde aylık yaşam maliyetinin 259 bin TL’yi aşmasının üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gerektiğini söyledi.
Atan, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün çıkıp soruyoruz: 259 bin 532 TL’ye ulaşan bir geçim maliyetini hangi çalışan karşılayabilir? Hangi emekli bu yükün altından kalkabilir? İki çocuklu bir aile kirasını mı ödesin, mutfağını mı doldursun, elektrik faturasını mı yatırsın, çocuklarının eğitim giderlerini mi karşılasın? İnsanlardan artık imkânsız olanı başarmaları bekleniyor.”
“MAAŞ ARTIYOR, ALIM GÜCÜ DAHA HIZLI DÜŞÜYOR”
Eylül ayında resmi enflasyonun aylık yüzde 3,34’e ulaşmasının, fiyatlardaki yükselişin devam ettiğini açıkça ortaya koyduğunu belirten Atan, maaşlara yapılan artışların kısa süre içerisinde zamlar karşısında eridiğini kaydetti.
Atan, “Çalışanın cebine giren para artıyor gibi görünüyor ancak o parayla alınabilen ürün ve hizmet miktarı sürekli azalıyor. Yani rakam büyürken halk fakirleşiyor. Bunun adı refah artışı değil, alım gücü kaybıdır” dedi.
“İNSANLAR BORÇLA AY SONUNU GETİRİYOR”
Kredi kartı ve borçlanmanın birçok hane için artık tercih değil zorunluluk haline geldiğini ifade eden Atan, çalışanların maaşlarını daha ellerine geçmeden kira, kredi, elektrik, akaryakıt ve market giderlerine ayırmak zorunda kaldığını söyledi.
“Bir ülkede çalışan insanlar temel ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli borçlanıyorsa orada ekonomik düzen sağlıklı değildir” diyen Atan, şöyle devam etti:
“Bugün insanlar lüks peşinde değil. Et alabilmenin, çocuğunun okul ihtiyacını karşılayabilmenin, arabasına yakıt koyabilmenin, elektrik faturasını zamanında ödeyebilmenin hesabını yapıyor. Çalışan da emekli de her ay biraz daha yoksullaşıyor.”
“HALKIN DAYANACAK GÜCÜ KALMADI”
Atan, hükümetin ekonomi politikalarının yalnızca maaş düzenlemeleri üzerinden yürütülemeyeceğini, temel tüketim ürünlerinden enerjiye, kiralardan akaryakıta kadar vatandaşın giderlerini azaltacak kapsamlı önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti.
“Hayat pahalılığını yaratıp ardından maaşlara artış yapmak çözüm değildir. Esas mesele fiyat artışlarını kontrol altına almak, alım gücünü korumak ve çalışanı sürekli hayat pahalılığının gerisinden koşmak zorunda bırakmamaktır” ifadelerini kullandı.
Atan, hükümete çağrıda bulunarak şunları kaydetti:
“Ekonomiyi yalnızca rakamlardan ibaret görmeyin. O rakamların arkasında evine alışveriş poşetini eksik götüren anne babalar, faturalarını erteleyen emekliler, borç içinde yaşayan çalışanlar vardır. Halk artık Nasıl daha iyi yaşarım?’ sorusunu değil, ‘Bu ay nasıl geçinirim?’ sorusunu soruyor. Bu kabul edilebilir değildir.”
“EMEĞİN KARŞILIĞI İNSANCA YAŞAM OLMALIDIR”
Kamu-Sen’in çalışanların alım gücünün korunması konusunda mücadelesini sürdüreceğini vurgulayan Atan, açıklamasını şöyle tamamladı:
“Çalışan bir insanın yoksulluk içerisinde yaşamaya mahkûm edilmesini kabul etmiyoruz. İnsanlar çalışarak geçinebilmeli, çocuklarının geleceğini planlayabilmeli, temel ihtiyaçlarını karşılamak için borçlanmak zorunda kalmamalıdır.
Hükümet günü kurtaran uygulamalardan vazgeçmeli; hayat pahalılığını gerçekten düşürecek, piyasayı denetleyecek, dar ve sabit gelirliyi koruyacak ekonomik politikaları derhal hayata geçirmelidir.
Halkın dayanacak gücü kalmamıştır. Emeğin karşılığı yoksulluk değil, insanca yaşam olmalıdır.”





