Bugünlerde sıkça konuşulan 1996 Derinya olaylarını, o günleri hatırlayarak bugüne gelirsek daha iyi okuyabiliriz.
Lefkoşa’da lise öğrencilerinin sınırda eyleme sürüklenmesi, motosikletlilerin sınırları tanımayız tavrıyla Girne’ye gitme amaçlı eylemleri, Derinya’da Tassos Isaac ve Solomos Solomou’nun öldürülmesinin ardından Güvercinlik’te Allahverdi Kılıç’ın öldürülmesini birlikte okumak gerekir.
1995 Haziran’ında Kıbrıslı Rum lise öğrencileri, Yiğitler Burcu ve Ledra Palace civarlarında eylemler yapmaya başlamalarıyla, biz de misilleme olarak karşılarına lise öğrencileri ve sivilleri yerleştirmiştik.
Askeri bölge olduğu için o dönemde sivile kapalı olan Yiğitler Burcu, sivillere açılmış ve karşılıklı taş yağmuruna tutulma olmuştu.
Bugün biramızı yudumlayıp ara bölgeyi seyrettiğimiz Zahra Sokak, o günlerde taş hücumuna uğramıştı. Olayları görüntülemeye çalışan biz gazeteciler de nasibimizi alıyorduk. Birçoğumuzun vücuduna taşlar isabet etmişti. Benim fotoğraf makinemin flaşı aldığı taş darbesinden çatlamış, Birol Bebek arkadaşımız başına aldığı darbeyle kanlar içinde kalmıştı.
Sürecin ilki olan liseliler eylemini soğukkanlı yönetemedik. Kıbrıslı Rum lise öğrencilerinin karşısına bizim liseliler ve sivilleri sürerek provokasyona aynı şekilde cevap verdik. İyi ki okullar tatil olmuş ve öğrenci ölümü olmadan süreç geçmişti.
Bu gergin dönemin ardından sahneye çıkan motorlular, sınırları tanımadıklarını ve Girne’ye gidecekleri gerekçesiyle sınırlarda eyleme yönelmişlerdi. Dönemin Rum lideri Klerides, yasaklama getirmesine rağmen eylemcilerin ateşi sönmedi ve hedeflerini Lefkoşa’dan Mağusa bölgesine kaydırmışlardı.
Mağusa bölgesinde sınırı delme eylemi gerçekleştirileceğinin açıklandığı günlerde biz gazeteciler Beyarmudu ile Derinya arasında askeri destekle cirit atıyorduk. Ahna’da saatlerce bekledikten sonra trafiğin yoğunlaştığı Derinya’ya vardığımızda Tassos Isaac’ın öldürülmesinin üzerinden 4-5 dakika geçmişti. Ölüm anına tanık olamamıştım ama sonraki gelişmelerin içindeydim.
Ara bölgeye doluşup Türk tarafını taş yağmuruna tutan eylemciler dört tekerlekli motosikletlerle BM kalkanını geçip Türk sınırına yaklaşıp el kol işareti yapıp dönen bir rutin şeklinde eylem devam ediyordu. Bizler de Rum eylemcilerin karşısında polisi geri çekip sivilleri dikmiştik.
Derinya’da Lefkoşa’dakinden biraz daha ileri gidilmişti. Sivillerin arasında artık ne ara bölge ne de varillerden bir set duruyordu. İlk temasta Tassos Isaac aldığı darbelerle öldürülmüştü.
Derinya’da askeri bölgede polislerin önünde tümseklere dizilmiş elleri sopalı sivilleri görünce şok olmuştuk.
Provokasyona provokasyonla cevap verilince bu kez ölüm gelmişti. Sivillerin sıcak teması karşılıklı taş atmalarla devam ederken arada kalan gazeteciler ve BM askerlerinden herhalde vücuduna taş gelmeyen yoktu.
Arbedenin yaşandığı bir anda BM askerleri ellerini birbirine kenetleyerek bir zincir oluşturduklarında olayları görüntülemek isteyen benim de aralarında bulunduğu bazı gazeteciler BM askeri ile Kıbrıslı Rum göstericilerin arasında kalmıştık. Motosikletlileri yakından çekeceğiz diye daha çok taşa maruz kalmıştık.
Tassos Isaac’ın ölümüne tepkilerin de eklendiği eylemler bölgede yoğunlaştırılmıştı. Kıbrıslı Rum gençlerin eylemleri aynı yöntemle devam ediyordu. Türk sınırına doğru taş atılıp, dört tekerlekli motosikletle gelip gidenlere bu kez bayrağa tırmanmak için gelen bir genç eklenmişti.
Bayrak direğinin yan tarafındaki binanın üst katında taşlardan kendimizi koruyarak fotoğraf çekmeye çalıştığımız o anlarda Solomos Solomou’nun bayrak direğine tırmanma anı bana ters açı olduğu için görememiştim, ama direkten düştüğü anlar ve sonrasını görüntülemiştim.
Yaklaşık bir ay sonra ise Güvercinlik’te nöbet kulübesinde Allahverdi Kılıç’ın öldürülmesini Kıbrıslı Rumların misillemesi olarak değerlendiriyorum.
Olay günü nöbet kulübesinin bulunduğu yere giden gazetecilerden biriydim. Ücra bir yerde, ama uzman birilerinin kendini sezdirmeden yanaşabileceği bir konuma yönelik saldırının sivil bir eylem olma olasılığı azdı. Kıbrıslı Rum yetkililer, sorumluluğu kabul etmemekle birlikte failler de bulunamamıştı.
Bu olayların sonucuna baktığımızda, Kıbrıslı Rumlar yeni bir propaganda malzemesi elde etti ve Isaac ve Solomou halen “Türk vahşetini gösterme” gayesiyle resmi propagandanın malzemesidir. Kıbrıslı Rumlar, bu iki gencin ölümüyle ilgili Kıbrıslı Türkleri hatta bazı siyasetçileri suçlarken, kendi özeleştirilerini yapmıyorlar. Bu gençler sınır kapılarına kışkırtanlardan hesap sorulmadığı gibi tartışma bile söz konusu olmadı.
Benzeri, bizde de mevcut. Sivillerin sınırlara yığılması ve ara bölgeye ellerinde sopalarla dalmalarının mimarlarını pek konuşmadık.
Bugün en fazla tartışılan ise Kenan Akın ve Erkan Arıklı’nın konumudur. Solomos Solomou vurulduğunda Kenan Akın ile yakın konumdaydık. Bizim binadan silah sesi çıkmadığını hatırlarım. Ancak Kenan Akın, o dönemlerde övünürken sonraki yıllarda başına gelecekleri hesaba katmamıştı. Erhan Arıklı’nın ise o dönemde etkin olduğunu hatırlamıyorum. Sınıra yığılan ülkücüleri onun organize ettiğiyle ilgili de bir bilgi anımsamıyorum. Bu yönde bilgisi olanlar paylaşabilir.
Bu olaylar bize gösteriyor ki, Kıbrıs istenildiği an provokasyona müsaittir. Geçen 30 yılda kapılar açılsa, bire bir temaslar artmış olmasına, birlikte işbirliklerine gidilmesine, alışveriş yapılmasına rağmen toplumlarda geniş bir kesim halen provokasyana açık. Yöneticilerin söylemlerine de baktığımızda provokasyon tetikçiliği devam ediyor...