Toplantıya eski bakanlar ve bürokratlar, büyükelçiler, gazeteciler ve siyaset dünyasından çok sayıda davetli katıldı. Cumhurbaşkanlığı görevine başlayalı henüz dört ay olduğunu hatırlatan Erhürman, Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesinin sorgulanamayacağını vurguladı. “Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor” diyen Erhürman, bu talebin gerekçelerini hukuki ve fiili durum üzerinden anlattı.

“Haklarımız sadece mevcut kurumlarla sınırlı değil”

Erhürman, KKTC’nin devleti, meclisi, hükümeti ve yargısı olduğunu ancak Kıbrıs Türk halkının ada üzerindeki haklarının bunlarla sınırlı olmadığını belirtti. Güvenlik, enerji, deniz yetki alanları, uluslararası ticaret yolları, hidrokarbon kaynakları ve Avrupa Birliği vatandaşlığı gibi başlıkların ortak ve eşit egemenlik haklarından kaynaklandığını ifade etti.

Fiili durumda ise Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ABD, İsrail ve Hindistan gibi ülkelerle güvenlik anlaşmaları imzaladığını hatırlatan Erhürman, “Sanki adada hiç Kıbrıslı Türk yokmuş gibi hareket ediliyor” dedi. 1960 Anlaşmaları çerçevesinde dönemin Cumhurbaşkanı Muavini Fazıl Küçük’ün veto hakkına sahip olduğunu anımsatan Erhürman, bugün mevcut hakların dahi fiilen hayata geçirilemediğini söyledi.

“Yetkiyi paylaşamıyoruz ama riski paylaşıyoruz”

İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında deniz altından enerji bağlantısı öngören projeye AB’nin destek verdiğini hatırlatan Erhürman, bunun ekonomik olmadığı yönünde Rum tarafında dahi görüşler bulunduğunu kaydetti. En rasyonel hattın Türkiye–Kıbrıs–Yunanistan ekseni olduğunu belirten Erhürman, AB’nin bir yandan çözüm çağrısı yaparken diğer yandan Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye’yi dışlayan projelere destek vermesini eleştirdi.

Bölgesel gelişmelere de değinen Erhürman, İsrail–İran geriliminde İran’ın adadaki İngiliz üslerini hedef alabileceğini açıklamasını hatırlatarak, “Yetkiyi paylaşamıyoruz ama riski paylaşıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Çözüm modeli bizi sonuca götürmedi”

2017’deki Crans-Montana görüşmeleri’nden bu yana dokuz yıl geçtiğini belirten Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının 2004’teki Annan Planı referandumu dahil olmak üzere çözüm iradesini net biçimde ortaya koyduğunu söyledi. Buna rağmen sonuç alınamamasının temel nedeninin Rum liderliğinin iktidarı Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istememesi olduğunu ifade etti.

BM Genel Sekreteri António Guterres’e de mevcut modelin çözüm üretmediğini aktardıklarını kaydeden Erhürman, bu nedenle masaya dört maddelik bir metodoloji önerisi koyduklarını açıkladı.

Dört Maddelik Metodoloji

Erhürman’ın açıkladığı çerçeve şu başlıklardan oluşuyor:

• Müzakereler başlamadan önce siyasi eşitliğin güvence altına alınması

• Sürecin sıfırdan başlamaması

• Zaman sınırlaması konulması

• Masadan kaçılması halinde mevcut statükoya geri dönülmemesi

“Siyasi eşitlik olmazsa çözüm de olmaz” diyen Erhürman, Kıbrıs Türk halkının azınlık statüsünü asla kabul etmeyeceğini vurguladı.

Şu an müzakere masası bulunmadığını, yalnızca görüşme sürecinin sürdüğünü belirten Erhürman, güven artırıcı önlemleri konuşmaya hazır olduklarını ifade etti.

Toplantının sonunda Erhürman, Türkiye’nin adanın tamamının garantörü olduğunu ve Kıbrıs Türk halkının adanın tamamında eşit ortak statüsüne sahip bulunduğunu yineledi. “Bizden önceki nesillerin kazandığı hakları gelecek nesillere taşımak istiyoruz” diyerek konuşmasını tamamladı.

Üstel: 4 senede yaptıklarımız 30 seneye eşdeğerdir
Üstel: 4 senede yaptıklarımız 30 seneye eşdeğerdir
İçeriği Görüntüle

Kaynak: Haber Kıbrıs

Muhabir: Ö. K.