banner2
banner34

Dr Küçük, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kurucu Eşbaşkanıydı

KKTC İstanbul Konsolosluğu’nun düzenlediği Dr. Küçük ve Denktaş için ortak düzenlenen anma töreninde sunum yapan emekli büyükelçi Ertuğrul Kumcuoğlu, Kıbrıs Cumhuriyeti dönemiyle ilgili yeni bir değerlendirmede bulundu.

Dr Küçük, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kurucu Eşbaşkanıydı
banner45
banner47

KKTC İstanbul Konsolosluğu’nun düzenlediği Dr. Küçük ve Denktaş için ortak düzenlenen anma töreninde sunum yapan emekli büyükelçi Ertuğrul Kumcuoğlu, Kıbrıs Cumhuriyeti dönemiyle ilgili yeni bir değerlendirmede bulundu.

Ertuğrul Kumcuoğlu’nun konuşması şöyle:

Kardeş devlet ve gözbebeğimiz KKTC’nin İstanbul Başkonsolosu Fatma hanımefendi ve konsolosluk görevlileri, Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Zehra hanımefendi ve yönetim Kurulu üyeleri, sevgili Kıbrıslılar, Kendini benim gibi, Kıbrıslı sayan, Kıbrıs aşığı İstanbullular hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi dün Rauf beyin, yarından sonra da Fazıl beyin ebediyete intikallerinin yıldönümleri. İlginç bir rastlantı. Peki bu iki seçkin insanı sırf bu rastlantı yüzünden mi ayrı ayrı değil de birlikte anıyoruz; sadece vefat tarihleri üst üste geldiği için mi? Bence hayır. O halde izin verin, sizlerle kısa bir yakın tarih turu atalım:

Kaderleri onları ilk defa 1942 yılında bir araya getirdi. Fazıl Küçük 36, Denktaş 18 yaşındaydı. Hadi derler ya hepimiz bir gemideyiz. Onlar da ilk defa ufacık tefecik bir teknede buluştular; yolculuk uzun olduğu kadar da maceralı geçecekti. Teknenin sahibi ve kaptanı Fazıl Küçük, en cevval tayfası da Rauf Denktaş idi. Ama o tekne aslında ahşaptan veya demirden değil,  kağıttan yapılmıştı ve adı da “Halkın Sesi Gazetesi idi.  

Fazıl bey 1942 yılında, 1920’lerin toplum önderlerinden öğretmen Mehmet Remzi Okan’ın çıkardığı “Söz” gazetesini devralmış ve adını Halkın Sesi olarak değiştirmişti. Kıbrıs Türk halkının hak ve onurunu savunma görevini artık Fazıl Küçük üstlenmiş oluyordu. Rauf Denktaş bu gazetede Kıbrıs Türk halkını diri ve Türk kimliğinin bilincinde olarak, bir arada tutmayı hedefleyen şiirler ve yazılar yazdı.

Fazıl beyin damadı Peker Turgud, bu konuda,  “Rauf bey bir gün bana ‘ben Halkın Sesi gazetesinin birinci sayısından itibaren okuyucusu, ikinci sayısından itibaren yazarıyım’ demişti”  diyor.

Fazıl bey, 1930’lu yıllarda olduğu gibi 40’lı yıllar boyunca da  Kıbrıs Türk halkının hakkı ve çıkarları için mücadeleye devam etti. Bu çabalar sonucunda, Kıbrıs’ta Şeriye mahkemeleri kaldırılarak yerine Türk  aile mahkemeleri kuruldu. Müftülük makamı tekrar oluşturuldu. İngilizler ikinci kademe Türk okullarını ve Evkaf’ı (Vakıflar İdaresi) Türklere devretti.  

Genç Denktaş ise bir süre İngiltere’deki hukuk eğitimi gördükten sonra yetkin bir avukat olarak geri döndü ve mücadeleye yeniden katıldı.  Dava aynı dava, hedef aynı hedef idi.

Küçük ve Denktaş, iki yakın dava arkadaşı olarak, Kıbrıs Türk halkının karşısına bu sefer bir meydanda ve aynı kürsüde yan yana çıktılar. 27 Kasım 1948 tarihinde Kıbrıs Türklerince ilk defa düzenlenen büyük Lefkoşa mitinginde arka arkaya halka hitabettiler.

1950’li yıllar Kıbrıs’ta fırtınalı yıllarıdır. Her iki lider de artık derinde Türk ve Rum iki toplum arasında, yüzeyde EOKA (Kıbrıs Savaşçılarının Milli Mücadele Örgütü) ile TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) arasında, silahlı çatışmaları da içeren mücadelede etkin ve faaldiler. Ancak o dönemde Rauf bey Savcı sıfatıyla İngiliz koloni hükümeti görevlisiydi ve faaliyetlerini perde arkasından yönetmekteydi. Bu yüzden iki lider pek yan yana görünmediler. Rauf bey 1958’de İngilizlerin aksine çabalarına rağmen mücadeleye açıktan katılmaya karar verdi ve bu görevinden istifa etti.

Artık olaylar hızlı gelişiyordu. İki lider hemen birlikte Ankara’ya gittiler.  Zamanın Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu Tarafından kabul edildiler. Bu arada İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuna yol açacak müzakereler devam etmekteydi. Bu görüşmede iki lider Ada’ya Türk askerinin gönderilmesini istediler. Ancak, Fatin Rüştü Zorlu bu müzakereler sonunda varılacak çözümün uzun ömürlü olamayacağının farkında olmalıydı. Bu yüzden Küçük/Denktaş ikilisine “peki size silah göndersek, alıp gerektiğinde kullanır mısınız?” diye sordu. Cevap tereddütsüz “evet”ti. Fakat sonradan gönderilen bu silahların akıbeti, apayrı ve hüzünlü bir hikâyedir. Dedim ya “Kıbrıs meselesi pandoranın kutusudur.

Bu arada söz konusu müzakerelerde sona yaklaşılmıştır.  “1959 yılı Şubat ayı başlarında Başbakan Menderes ve Yunan Başbakanı Karamanlis 1959-1960 antlaşmalarına son şeklini vermek üzere Londra’da buluşacaktır. Bu vesileyle Lefkoşa’dan Ankara’ya (hükümete) bir telgraf çekilir:

 “…Türk cemaati haklarının tamamen müdafaa edileceğinden emindir. Şerefimizle mütenasip (uyumlu) ve ayrı bir cemaat olarak bütün haklarımızı tamamiyle tanıyacak bir hal kabul edebiliriz. Fakat illa bir hal çaresi bulunsun diye Kıbrıs Türklerini köle mevkiinde bırakacak tavizler vermeye asla hazır değiliz... Bunun için uyanık ve imanlıyız.” Ve bu telgrafın altında iki kişinin imzası vardır: Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş!

banner37
Küçük ve Denktaş, Londra’da 1959-60 Londra ve Zürih Anlaşmaları ile 1960 Lefkoşa Antlaşmaları’nın müzakerelerine birlikte katıldılar ve (sözde) Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın hazırlanmasına katkı sağladılar.

Kıbrıs Cumhuriyet’in kurulması ile birlikte Fazıl Küçük Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcılığına, Rauf Denktaş da Türk Cemaat Meclisi Üyeliğine ve Türk Cemaati İcra Komitesi Başkanlığı’na seçildiler. Yine yan yana, yine kol kolaydılar.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk üçbuçuk yıllık yaşamı yüzeyde göreceli olarak sakin, fakat alttan alta gergin ve çekişmeli geçti ve Aralık 1963 Aralık ayında Kanlı Noel saldırıları ve arkasından Kıbrıs Türk kamu görevlilerinin, haksız, insafsız ve acımasız bir şekilde devletten silah zoruyla atıolmaları ve Kıbrıs Türk halkının  bütünüyle sistemden dışlanması üzerine bu devlet çöktü. Bu yüzden batı dünyasının İkinci Dünya Savaşı sonrası gündeme aldığı “insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir dünya” görüşü ve çabası da ağır bir darbe almış oldu.

1963 yılına gelindiğinde Fazıl Küçük altmış yaşına yaklaşmıştı. Ama mücadele daha farklı, daha zorlu bir aşamaya geçmişti. Rauf Denktaş ise 18 yaş daha gençti. Doğal olarak mücadelenin bayraktarlığını yavaş yavaş Rauf Denktaş devraldı; fakat Fazıl Küçük yine o zorlu teknenin başında, ama biraz daha gölgede davaya ve bayrağa sahip çıkmaya devam etti.

Bugün 1963’ten 1983’e kadar geçen 20 yıllık uzun mücadele yıllarında olan biteni tartışmak için yeterli zamanımız yok. Yalnız sizlere, sadece 20 yıl sonrasından, yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanı olan 15 Kasım 1983’ten umut ve mutluluk dolu, muhteşem bir fotoğrafı hatırlatmak isterim. Bu resimde, Fazıl Küçük ile Rauf Denktaş, yani Kıbrıs’ın İki Anıt Adamı KKTC Meclis binasının balkonunda son defa yine yan yana,   yine el ele ama bu sefer eller sevinçten havada görülmektedir.

Bundan birkaç ay sonra da Fazıl Küçük ebediyete intikal edecek ve bu birliktelik doğal olarak sona erecektir.

Değerli arkadaşlarım,

Ben rahmetli Fazıl Küçük’le tanışmadım, benim Lefkoşa’da görevimden birkaç yıl önce vefat etmişti. Ama muhterem eşleri Süheyla hanımefendi Büyükelçiliğimizin davetli listesinde hep ikinci sırada yer almıştır. Her Kıbrıs ziyaretimizde de eşim, Aydın Denktaş hanımın yanı sıra, Süheyla hanımı da ziyaret etmeye özen göstermiştir.

Hazır bir araya gelmişken, Fazıl Küçük ile ilgili olarak, zihnimi çoktandır meşgul eden önemli gördüğüm bir gözlemimi, fikrimi ilk defa, sizlerle paylaşmak istiyorum:

Bildiğiniz gibi, bizler genellikle Rauf Denktaş’ı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı, Fazıl Küçük’ü de (talihsiz) Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak bilir, hatırlarız. Halbuki, 1959-60 Anlaşmaları ile kurulan o devletin Anayasasına ve özellikle bu Anayasa’nın 3., 36. ve 38. maddelerine göre,  Cumhurbaşkanı Yardımcısının konumu bu tanımın çok daha ötesinde ve üstündedir.

Nitekim bu hükümlere göre cumhurbaşkanı ve yardımcısının görev, yetki ve sorumlulukları birbirlerinden müstakil olarak belirlenmiş olup, ikisi arasında bir ast üst ilişkisi kesinlikle mevcut değildir. Cumhurbaşkanı yardımcısından Anayasa’da belirlenenler dışında bir şey isteyemez,  görev ve talimat veremez. Her ikisi de, vekalet yoluyla da olsa, birbirinin yerine geçemez. Yani, aslında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cumhurbaşkanlığı makamının diğer yarısıdır. Dolayısiyle aslında Fazıl Küçük, açık ve net, o devletin “Kurucu Eşbaşkanı’ydı. Yıllar sonra da olsa, Kıbrıs adasının siyasi geleceği açısından bunun böyle anlaşılmasında yarar görüyorum.”

Güncelleme Tarihi: 30 Ocak 2024, 14:21
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner12

banner1