Merkez Bankası verileri, Maliye Bakanlığı’nın son yıllarda başvurduğu borçlanma politikasının ağır faturasını açık biçimde ortaya koyuyor. Rakamlar sadece bir borç tablosu değil; aynı zamanda kamu maliyesinin içine girdiği kısır döngünün de fotoğrafı.

Bakanlar Kurulu “savaş” gündemiyle toplandı
Bakanlar Kurulu “savaş” gündemiyle toplandı
İçeriği Görüntüle

5 Mart 2026 itibarıyla Merkez Bankası verileri Maliye’nin borç stokunu 4 milyar 710 milyon TL, 105,6 milyon dolar, 96,7 milyon sterlin ve 35,5 milyon Euro gösteriyor. Asıl dikkat çekici tablo, Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ve Merkez Bankası’ndan alınan Kısa Vadeli Avans (KVA) üzerinden oluşan iç borç stokunda.

Merkez Bankası’nın 2025 yılı dördüncü çeyrek raporuna göre toplam iç borç stoku 16 milyar 281 milyon TL’yi aşmış durumda. Bunun 13 milyar 221 milyon TL’si DİBS, 3 milyar 59 milyon TL’si ise Merkez Bankası’ndan alınan kısa vadeli avans.

Daha çarpıcı olan ise son bir yıldaki artış. Veriler, net borç stokunun bir yılda 10 milyar 201 milyon TL arttığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle devlet sadece borçlu değil; borçlanma hızı da çok yüksek.

Üstelik bu borçların önemli bir bölümü sadece bütçe açığını değil, maaş ödemelerini finanse etmek için kullanılıyor. Yani devlet bugün maaş ödemek için borçlanıyor, yarın o borcu ödemek için yeniden borçlanıyor.

Rakamlar önümüzdeki aylarda maliyenin nasıl bir baskıyla karşı karşıya olduğunu da gösteriyor. Geri ödeme: Hemen 1 milyar 786 milyon TL, Nisan ayında 6 milyar 927 milyon TL, Mayıs ayında 4 milyar 257 milyon TL, Haziran ayında ise 2 milyar 271 milyon TL.

Sadece dört aylık dönemde geri ödenecek miktar 15 milyar TL’ye yaklaşıyor. Bu tabloyu gören herkesin aklına aynı soru geliyor: Bu para nereden bulunacak? Cevabı aslında son aylarda yaşanan gelişmelerde gizli.

Maliye Bakanlığı geçtiğimiz ay 3,5 milyar TL borçlanma hedefiyle ihale açtı, ancak ihaleden neredeyse 6 milyar TL borçlanarak çıktı. Bu durum devletin ihtiyaç duyduğu nakdin planlananın çok üzerinde olduğunu gösteriyor.

Borçlanma artarken, diğer tarafta bütçeyi dengelemek için dolaylı vergilere yükleniliyor. Son yapılan akaryakıt zammının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerek. Hesap basit: Maliye, yıl sonuna kadar en az 2 milyar TL akaryakıt üzerinden halktan toplayacak.

Dolaylı vergiler, gelire göre değil, tüketime göre alınır. Yani zengin de fakir de aynı vergiyi öder. Akaryakıta yapılan bir zam, en çok dar gelirliyi ve sabit maaşlıyı etkiler. Ortaya çıkan tablo şu: Devlet borçlanıyor, borcu çevirmek için yeniden borçlanıyor ve aradaki farkı halka ödetiyor.

Böyle bir sistemde en ağır yük kimin sırtına biniyor? Düzenli vergi ödeyenler ile dar gelirli kesimin. Kamu maliyesinin sürdürülebilirliği açısından asıl tartışılması gereken konu da bu. Çünkü sorun sadece borç miktarı değil; borcun neden oluştuğu ve nasıl kapatıldığı.

Eğer bir ekonomi maaş ödemek için borçlanıyor, bu borcu ödemek için yeniden borçlanıyor ve aradaki açığı dolaylı vergilerle kapatıyorsa, ortada sadece bir bütçe sorunu yoktur. Bu aynı zamanda yapısal bir kamu maliyesi krizinin işaretidir.

Bugün rakamlar bize şunu söylüyor: Devlet gelir yaratamıyor, harcamaları kontrol edemiyor ve aradaki farkı borçla kapatıyor. Borç büyüdükçe faiz yükü büyüyor. Faiz büyüdükçe yeni borç ihtiyacı artıyor. Sonunda oluşan şey tam anlamıyla bir borç sarmalıdır.

Asıl soru ise hâlâ ortada duruyor: Bu döngüyü kıracak bir mali reform planı var mı? Koşa koşa iktidara gelen CTP’nin mali planı nedir? Yoksa her ay biraz daha borçlanıp, her kriz anında biraz daha dolaylı vergi artırarak günü kurtarmaya mı devam edeceğiz?

Öyle bir nokta ki, KKTC Merkez Bankası, “borçlanma yok” dese, maaş ödenemeyecek. Kaldı ki, bu devlet kurumunun daha önce hükümetlere göre tavır aldığını gördük. Kurtuluş Denk Bütçede…

Kurtuluş sendikal popülizmden kurtularak gerçekleri görüp, ona göre mali politika uygulamada… Bu cesaret mevcut hükümette yok. CTP’de olacak mı? Merkez Bankası, “borçlanma yok” derse nasıl maaş ödenecek? İktidar olmanın anahtarı bu sorunun cevabında.

Muhabir: Pelin Yükselay