banner2

Tarımın kurtuluşu

Ülkemizin hem coğrafi hem de ekonomik işgücünün küçüklüğü kooperatifçiliği daha anlamlı kılıyor.

Son zamanlarda kooperatifçiliğin birçok kesimin gündemine gelmesi ve bu yönde çalışmalara odaklanılması tarımsal ekonominin iyileştirilmesi için elzem bir yoldur.

Bizim kuşağın çocukluk anılarına kadar uzanan yakın bir geçmişi olan köy kooperatifçiliği, ulaşımın kolaylaşması, yaratılan alternatiflerle kooperatiflerin rekabet edememesiyle birçok yerde tarihe karıştı.

Özellikle vadeli satışıyla tarımla uğraşanın, hayvan yetiştiricisinin ve bakkaliyesiyle köylünün hep yanında olan kooperatifler, üretimi yürüten değil, üreticiye ihtiyacını tedarik eder boyuttaydı.

Bugün gelinen noktada kooperatif, üretim girdilerinin düşürülmesi, araç gereç temini, tohum, fide tedariki, koruma ve en önemlisi pazarlama noktasında kazançlı bir örgütlenme biçimidir.

En büyük derdimiz, ürettiğimizi pazarlama noktasındaki tıkanıklıklar ve ölçek küçüklüğünün yarattığı sıkıntılardır.

Kooperatifleri batırdık, batmalarını seyrederken, bugünü görememiştik 1990’lı yıllarda. Bugün nasıl oldu da gündemimize geldi kooperatifler? Ona da bakmak ilerleyeceğimiz yolu seçmek açısından önemlidir.

Türkiye Cumhuriyeti Çukurova Ajansı kanalıyla verdiği kısmi hibe destek programlarıyla Avrupa Birliği’nin verdiği benzer katkıların yakın geçmişindeki kriterleri; tarımsal üretimde gitmemiz gereken yolun sinyalcisiydiler.

Şirketlere verilen desteğin daha fazlası üretici birliklerine verilerek, birleşip üretin mesajı net sunuluyordu. Ardından kooperatiflere daha fazla destek verilmesi ve Tarım Bakanlığı’nın açıkladığı gibi gelecek yıldan itibaren destekleri kooperatifler üzerinden olacağı belirlenen devlet politikasının göstergesidir.

Bugün odaklanmamız gereken, nasıl bir kooperatif ya da nasıl bir üretici birliği kuracağımızıdır. Üretim maliyetlerini düşürüp, pazarlama ile kâr marjını yükselterek sürdürülebilir yatırımları merkeze alıp iyi örnekleri çoğaltmalıyız.

Ülkemizde bu konuda güzel gelişmeler oluyor.

Kooperatifçiliğe yakın bir örgütleme olan, bu dönemin moda yapılanmaları kümelenme altında gerçekleştirilmektedir. Türkiye’de daha yaygın olan kümelenmenin ne olduğu, ülkemizde ne tür kümelenmelerin mümkün olabileceği, ne türlerine ihtiyaç duyulduğu ve bu yapılanma sürecinin nasıl gerçekleştirileceği, en önemlisi bunlar yapılırken rehberliği kimin yapacağı ve ihtiyaç duyulan maddi desteğin nasıl temin edilebileceği sorularına KKTC Kalkınma Bankası geçtiğimiz yıl yanıt aramıştı.

Benim yakınen izlediğim bu çalışmada birçok veriler elde edilmiş ve en önemlisi Kalkınma Bankası’nın bu misyonu üstlenme iradesi ilan edilmişti.

Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkârlar Odası, bir AB projesi kapsamında dev bir projenin içinde bulunuyor. Ekonomik iş gücü en zayıf bölgemiz olan Karpaz’da seçilen iki köydeki pilot uygulamayla zeytin ve harup ürünlerinin kooperatifçilik anlayışına göre üretilip, ambalajlanması, tanıtımı ve pazarlamasının yapılacağı proje ilerliyor. Yakında sonuçlarını görebileceğimizi umut ediyorum.

Kooperatifçiliğin başarılabileceği, daha büyük ölçekte üretim ve pazarlama yapılabileceğinin işaretini nar ve enginarda görebiliriz. Kurulan üretici birlikleri ürünün pazarlamasına odaklıdır.

Enginarda dış pazara ulaşıp ihraca odaklı bir birlikten söz edilirken, sezon sonuna doğru da dikkate değer boyutta enginarın tarlalarda kaldığını göz önünde bulundurduğumuzda enginarı işleyecek bir sanayinin de kurulabileceğini görebiliriz. Narda bu başarıldı. Ürünün pazarlanması yanında, bir miktar ürün de işlenerek tüketiciye ulaştırılıyor.

Bu güzel örneklere bir yenisinin daha eklenmesi arifesindeyiz. Kasaplar da bir kooperatifleşme süreci başlattı. Bu, dalga dalga her sektöre yayılmaya devam ederken, sadece üretilenin ortak pazarlanması değil, üretilene kadar gelen sürecin yükünün de paylaşılmanın anlamlı olduğunu gözden kaçırmamak gerek.

Başarıya giden yolun sonu, üretilenin yurtdışı pazarının yolunun açılmasıdır. Bunun süreklilik kazanmasıyla yakalanmasını mümkün gördüğüm başarı taçlandırılabilir.

YORUM EKLE

banner12

banner1