Ülkemizde maalesef atamalarda partizanlıktan daha da tehlikeli olan liyakatsiz atamalar kurumları çökertiyor.

Parti içi dengeler için işin ehli olmayan ve kendi ajandalarının derdinde olanların atandığı kurumlar, iyileşeceğine daha da kötü duruma sürükleniyor.

Bunların en acı örneği her dönem DAÜ’de yaşanıyor. Partimizden üniversite yönetimini en iyi kim yapıyor gibi bir dert bile yok artık. Tek dert Mağusa veya İskele bölgesinden birinin olmasıdır. Hükümet partileri bölgelerinden kendilerine oy getireceklerine inandıkları ya da öne çıkartmak istedikleri kişileri DAÜ’yü yönetmek ve on binlerce kişinin kaderini belirlemek için liyakata göre yapılmayan atamalarının yarattığı sorunlar bitmiyor.

Yukarıdaki nitelemelerim tüm üyeleri kapsamamaktadır. Ama her dönem maalesef bu nitelikte olanlar çoğunluktadırlar.

DAÜ Sen’in açıklamasına bakıldığında, VYK Başkanı Şemi Bora’nın bazı vakıf üyelerinin talebini mevzuata uygun olmadığı gerekçesiyle gündeme almaması üzerine 5 üye toplantıyı terk etmiş; toplantı nisabı bir kez daha düşürülmüştür.

Üyelerin bazılarının kendi isteklerini nisap tehdidi ile dikte etmeye devam etmeleri maalesef hükümet partileri tarafından seyrediliyor ya da teşvik ediliyor.

Son tartışma konusu üzerinden bazı VYK üyelerinin üniversite çıkarları yerine şahsi ihtiraslarının peşinde koştuklarını net olarak görebiliyoruz.

VYK Başkanı Şemi Bora’nın göreve gelirken atadığı danışmanın görevden alınmasını talep eden üyeler bu konunun gündeme alınmasını nisap tehdidiyle talep ediyorlar.

Düşünün ki, üyeler başkana “senin atadığın danışmanı görevden almak istiyoruz, konuyu VYK gündemine getir” diyorlar.

Birinin atadığını başkası görevden almak istiyor. Böyle bir ısrarın kişisel ajandalarının ürünü olduğunu gözlemliyorum.

Bu pozisyon devam ettiği sürece üniversiteyi yönetemeyenlerin yarattığı kaosun verdiği zarar artacak.

Kişisel hırsları nedeniyle toplantıyı terk etmekle çok sayıda asistanın evine ekmek götürmesini umursamayanlar zaten aybaşında maaşlarını ya almışlar ya da fabrikalarında keyiflerini devam ettirmişlerdir.

Üniversitenin en dezavantajlı emekçilerini bile düşünmeyen bu kişileri koruyanlar da aynı şekilde suçludur.

DAÜ’deki durum ülkemizdeki liyakat sorununun aynasıdır. Atandığı kurumu yüceltme derdi olmayanların kişisel ajandaları peşinde koşmalarını izlemeye devam ettiğimiz sürece kurumlarımız daha da yara almaya devam edecektir.